02 Şubat 2010 Salı

YENİLMEYE ALIŞTIM

Brecht in bir sözü vardır ‘ Hep denedin ,hep yenildin. Olsun yenil, ,yine dene yine yenil,daha iyi yenil’. Bu sözü ilk duyduğumda daha 13 yaşındaydım. Türkçe dersinde hocamız söylememişti. Söyleyen basket takımının hocasıydı. Yıllarca Erzurum daki diğer liselerle yaptığımız spor müsabakalarında şamar oğlanı olmuştuk. Bizim Anadolu lisesi toplam 300 kişi,üstelikte yarısı kız iken,diğer liseler 2000-3000 öğrenci arasından takımlarını seçerlerdi. Sahaya çıkarken en fiyakalı bizdik, eşofmanlar son moda,ayakkabılar o biçim,ama elin çulsuz şortları annelerine diktirmiş,spor ayakkabı yerine kara lastikle oynayan veletleri gelir bizi yenerdi. Hem de öyle yenerdi ki bi süre insan içine çıkamaz hale gelirdik. Bu yıllarca devam etti. Sonunda yenilmenin en şerefli halini öğretti basket hocamız bize hem de Brecht ile. Yaşamla ilişkilendirilince ilkem ‘yenemiyorsan yenilme değil’,’yenemiyorsan en iyi yenil oldu’. Bu zaafımı en iyi kullanan,beni en iyi tanıyan kişi olan sevgilim Sıdıka hanım oldu.




Bu Pazar bebeğe mobilya bakma,sevgilim Sıdıka hanımın annesini doktora götürme,sevgilim Sıdıka hanımı doktora götürme, eve dönüp kavga etme günüydü.




- Sevgilim, beyaz olsun,bebişimizin odası.
- Ne odası yaa, bizim yanımıza bi sepet koyarız orada uyur.
- Sen onun bir kişiliği olduğunu unutuyorsun sanırım.
- Hayatım bu çocuğu aldırsak,onun yerine Haiti den bir bebek alsak.
- Nerden çıktı şimdi bu.
- Dün tv de izledim içim parçalandı.
- Bunu da yapalım oradan da çocuk alalım.
- Höstttt ,brad pitt miyim ben ya. Hadi ben brad pitt im diyelim sen angelina cillop musun ki dünyanın dört yanından çocuk topluyorsun?
- En azından benim dudaklarım Angelina ya benziyor,senin neyin Brat Pitt e benziyor. Ayyyyyyy . iğrençsin eczaneci,çabuk pantolununu çek yukarı.
- Noldu cicimmm.
- Yürü mobilya bakmaya giiyoruz.
- Offffff


Mobilyacılar çarşısında..

- Şu yatak,şifoniyer,bi de dolabı ne kadar?
- 1800 tl(satıcı)
- Ananınnnnn,ne ulan bu.
- Beyefendi bunlar gürgen,fırınlanmış.(satıcı)
- Babane bee,bu velet büyüyünce bi sürü saçma sapan şey isteyecek,en ucuzu kaç para.
- Hayır sevgilim,ben bunu beğendim. Bunu alalım.
- Yahu adamın yanında beğendim denir mi. Pazarlık şansım kalmadı.
- Bu güzel bak cicili bicili.
- Ya erkek olursa,cicili bicili yatakta yatarsa gay olur mazallah.
- Ya yürü git,manyaklaştın iyice.
- Ben anlamam çocuğun cinsiyeti belli olmadan cicili şeyler almak yok.
- Kavga çıkarıp mobilyayı almamaya çalışma numarası bayatladı,ona göre…
- Ne halin varsa gör,sonra bu çocuğun adı Tunç tu, Aytunç olsun deme.
- Tamam senin dediğin olsun,cicili bicili olmasın.
- Haiti fikrim nasıldı,istersen onu da bi değerlendir.
- Canım kardeşim anlamıyor musun,bu çocuk doğacak…….
- Kesin değil mi,debelenmeyeyim artık.
- Debelenme.
- Peki. O zaman şu koca dolabı almayalım.
- Neden?
- Yahu bebeğin zıbınları katlayıp koymak için,çok büyük değil mi.
- İlerde lazım olur
- Yahu o zaman ilerde düşünürüz. Ev zaten 2 oda,birinde biz yatıyoruz,diğerinde bi sürü saçma sapan şey var. Bide bu dolap gelirse odanın kapısı açılmaz. Dolaba gerek yok.
- Hayatım lazım o dolap
- Maması hazır,bezi hazır,her şeyi hazır,nerdeyse kirlet at zıbın yapacaklar,dolabı niye alıyoruz anlamadım hala.
- Sen anlamazsın.
- O zaman şifoniyeri almayalım,üzerine lamba koyup kitap okuyacak değil ya yatakta.
- Sen anlamazsın oda alınacak.
- Off yaa.
- Beyefendi almayacaksanız oyalamayın beni. Diğer müşterlerle ilgilenecem(satıcı)
- Almayacam ,hasta etme beni,zittir giit. 3 metre odundan küçücük bi yatak yapmışsınız,bi de dünyanın parasını istiyorsunuz. İKEA ya bakacam ben.
- Eyvahhhh,gene başladık. Hayatım sen kütüphaneyi 2 güne kurdun,bunu nasıl yapacaksın
- Parça parça yaparım,daha bebeğin doğmasına 8 ay var.
- Hayatım nolurr,yapamayınca sinirli oluyorsun.
- Bu dangalağa para kazandıracağıma akıl hastanesine yatarım daha iyi. Çıkıyoruz.
- Ama ben bunu çok beğendim.
- 1000 tl ye verirse alırım,yoksa almam
- Veriyorum lan,sen de nerde 1000 tl yi verecek popo(satıcı)
- Vazgeçtim,900 e alacam
- Çıkar lan parayı ona da verecem(satıcı)
- 800 e ver sıkıysa
- 900 ü çıkar hemen verecem.(satıcı)
- Al ulan,yükleyin kamyona..
- Ayy, yaşasın sevgilim. İstediğim oldu.
- Kızım biz pazarlık kralıyız.
- Canım sevgilim,ne zeki adamsın sen.
- Öhöööh,herhalde yani. Yalnız anlamadığım adam sana niye sürekli Sıdıka hanım diye hitap etti. Tanıyormuydun bu dangalağı.
- Şeyyy
- Ne şeyi,kimdi bu adam söyle.
- Hayatım daha önce gelip ben 900 peşine pazarlık etmiştim.
- Neeeee
- Ama 1800 dedi önce.
- Hayatım tatmin ol diye.
- İndirin kamyondan malı. Paramı verin. Almıyorum.
- Tamam sakin ol canım.
- Kazıklandımmmm
- Geçiyor,geçti canım.
- Ama güzel pazarlık ettim değil mi sevgilim
- Geçti canım geçti.
- Yarıya yarıya indirdim
- Bi passiflora alsam mı sana.
- Yenildim kaybettim,ühühühüh

25 Ocak 2010 Pazartesi

İKEA DAN BİR DERS ALDIM

2007 yılı benim için hüzün dolu bir yıldı. Her şeyin üst üste geldiği, tepetaklak olduğum,ama kimseye belli etmeden içimde bazı şeyleri yaşamaya çalıştığım,saldırganlaştığım,İbrahim Tatlıses gibi durup dururken ağladığım, sonra aniden kahkaha attığım manik-depresif sendromun uç noktalarında sürekli gezindiğim,dakikada ortalama 30 yalan söylediğim,kendime yarattığım sahte dünyada mutlu olmaya çalıştığım daha da kötüsü kurtulmak için hiçbir çaba göstermediğim bir yıldı.

Geçen gün sevgilim Sıdıka hanımla İKEA ya gidip kütüphane aldık. Kendisinin gereksiz kitapları kütüphanelere sığmadığı için ben okuduğum kitapları eczanenin asma katında yaptırdığım kitaplıkta saklıyordum. Kütüphaneye Sıdıka hanımın kitaplarını sığdırmaya çalışmak lambadan çıkan cini tekrar lambaya sokmaktan farksızdı. İki saat kurmak için uğraşmam yetmemiş gibi şimdi karşımda başka bir denklem vardı. Önce kitapları gerekli,gereksiz diye ayırdım. Sonra sevgilim Sıdıka hanımın mutlaka bulunması gereklilerini ayrıca ayırdım,geriye kalan 3 koli dolusu kitabı da eczaneye gelen çocuklara dağıtılmak üzere arabanın bagajına koydum. Kitabının birini yerleştirirken içinden bir kitap sayfası düştü. 2007 yılında arabayla ayvalığa giderken yolda aldığım bir kitaptan hoşuma giden sayfayı yırtıp sevgilim Sıdıka hanıma vermiştim. Saklamış. Kitap bir obur ve haşarı bir köpeği anlatan best-sellerdi. Adını bile hatırlayamadığım kitabın en çarpıcı sayfasını sevgilime neden verdiğimi hatırlamıyorum,ama önemli olan onun ne anlayıp sakladığıydı.

‘Bir köpek gösterişli arabalara, büyük evlere veya son moda elbiselere önem vermez. Statü sembolleri onun için hiçbir şey ifade etmez; sudan çıkmış bir dal parçası mutlu olması için yeter de artar bile. Bir köpek başkalarını renkleri, ya da inançları, ya da ait oldukları sınıfla değil, kalbinde ne olduğuyla değerlendirir. Onun için zengin ya da fakir, eğitimli ya da cahil, akıllı ya da ahmak olmanızın önemi yoktur. Ona kalbinizi verirseniz, o da size kendininkini verecektir. Ve o kalbin içinde sakadakat, cesaret, sadelik ve neşe olacaktır.










- Sevgilim,ne güzel kar yağıyor,biraz dışarı çıkalım mı?
- Hayatım şu anda uzaya mekik göndermekten daha önemli bir iş yapıyorum. İKEA nın
kütüphane kurma talimatını okuyorum.
- Hayatım atla deve değil ki,altı üstü bi kütüphane.
- Manyak mısın,burada mühendislik harikası var. Şu vidanın dönüş yivine bak. Çelik kutu bir hazne içinde dönüyor. Çelik haznede ahşaba tırnak şeklinde giriyor. Vay anasını,hayatta sallanmaz. Şu anda hayranlığım bir kat daha arttı İsveçlilere. Bizimkiler olsa kıytırık bi vida koyarla ahşaba gire çıka iki günde kütüphane dağılırdı.
- İyi tamam sen kur,işin bitince beni çağır,kitapları birlikte yerleştiririz.
Uzun bir süre sonra

- Sevgilimmmmm, ne yapıyorsun yaa. Saatlerdir seni bekliyorum hala kurmamışsın.
- Heeeeee kolaydı kurmak,anlayamadım daha nasıl olacağını.
- Bi saattir şekle bakıyorsun, bi işin ucundan başlasan şimdi biterdi.
- Aman sanki yemek yapmak gibi, bak mesela şunun hala nereye konacağını çözemedim.
- Hayatım bunu anlamayacak ne var,rafın kenarına sıkışacak.
- Ne alakası var. Sanki biz denemedik. Olmuyor işte. Yiyorsa yapsan ya .akıl vermek kolay.
- Ver bakimmm,ahhh işte oturdu.
- Haydaaaaaa ben neden oturtamadım peki.
- Sersem,elindeki sol taraf için,sen onu sağ tarafa sokmaya çalışıyorsun.
- Peki o kolay ,şu yıldız şeklindeki şey ne.
- Onu da kenardaki şuraya getirip tornavidayla çeviriyorsun.
- Kızım sen mühendislik mi okudun,nasıl biliyorsun yaa. Bi saattir tahtalarla çevirmediğim dümen kalmadı.
- Tamam sen git çorbayı karıştır,ben yaparım.
- Reziiiil oldummm rezil. Ama sen de gliserinli krem yapamazsın.
- Yürü git beceriksiz,hayatta tek bişiyi doğru dürüst yapıyorsun. 10 gündür onuda yapamıyorsun zaten.
- Hamilesin o psikoloji ile yapamıyorum.
- Hadi bee,deli manyak. Çorbayı karıştır bari onu becer.
- Tamam bee,hangi tarafa karıştırayım,var mı bi kuralı.
- Ayyyyy

Bir süre daha sonra

- Sevgilimmmmm
- Hay sevgiline emi
- Gel şu tahtaları kaldır bari. Çocuğum düşecek sonra
- Valla mı
- Gel tut ucundan yaa.
- Ahhhhhh
- Noldu yaa.
- Amma ağırmış,manyak mısın.nasıl kaldırdın bunu tek başına.
- Ne hanımevladısın,hiç mi iş yaptırmadılar sana .
- Sen de köylü kızımısın nesin. Koca koca ahşapları nasıl kaldırdın. Yoksa benle tanışmadan fındık bahçesinde mi çalışıyordun.
- Ayyyyyy
- Noldu yaa
- Karnıma bi ağrı girdi.
- Yaşasın yoksa bebek mi düşüyor.
- Kaldır şu kalası üzerimden
- Dur biraz daha kalsın ,garantiye alalım. Düşmez kalkmaz bir Allah işte
- Kalası al üzerimden,canım yanıyor.
- Alıyorum. Ahh belim. Kaldıramıyorum kalsın orada.
- Üzerimden tır da geçirsen bu çocuk doğacak,bunu o minik aklına sok.
- Yahu benim ayküm(IQ) 168 ,sadece kafam ahşap işine çalışmıyor. Bide çocuk düşürmek için ne yaptırılmalı onu bilmiyorum.
- Ben düşürürsem sen doğururusun ona göre.
- İyi beee doğurursan doğur.
- Haftaya mobilyacılar çarşısına bebek odası bakmaya gidecez ona göre
- Prevezervatif sıkıyor diye kadırır atarmısın,ohh iyi oldu sana düşük aykü lü eczahaneci.
- Daha söylenecek misin
- Akılsızlığım çeneme vurdu.